Haziran 07, 2009

Lan Deme Lan!

Bugün nedense evde otururken aklımıza geldi.

"Lan deme lan, babam kızıyo lan" diye bir şey vardı çocukken. Kaba çocuklar söylerdi, ben onlardan duydum. İçeriği de bir tuhaftı, madem kızıyor sen niye "lan" diyorsun değil mi? Bugün aklımıza geldi ve uzun uzun güldük. Bak sen şu işe! Aynı cümlede çelişkilerden buketler yapmak mahallenin bıçkını tavırlarıyla. Pek güzel, pek şık.

Nisan 26, 2009

Kendimi Veremedim...

Uzun zaman olmuş burada yazmaya başlayalı. Ne zamandır aklımda bir yazı var yazamadığım.

Geçen günler Kara Kitap'vari kurmaca öyküsüne döndü. Sanki birileri onu okumuş ve gazete küpürlerinden şifreler kurmuş, her yüzde mana görür olmuş. Sanki işgal altındayız, telefonlar dinlenir, kayıtlar yayınlanır, dijital günlükler çağı. İnanç bilginin önünde. Suçlu demek suçluluğa yeterli. Daha "ya bi durun nasıl yani" diyene kadar "vay sen darbeci misin" hem suçlu, hem güçlü. Rus işgali altında Çekoslovakya'yız sanki, "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" romanın sayfalarını çeviriyorum. Dinlenen telefonlar. Fişlenenler, izlenenler. Kocaman bir çorba dava. Şark usulü kat içine biraz da karabiber kat, aşüre pişir, biraz da un, biraz da soğan. Biraz okumuşlardan kat, nasıl olsa ne dediklerini anlamıyoruz. Biraz suçlulardan kat, şaibeli dönemlerden kat ki, sadece yaş olursa yanmaz odun. Kuruları da sokalım, yaşları da. Bu bezmiş, bu baymış halka da anlatalım bir demokrasi masalı. Aslında Irak'lılara da sormak lazım nasıl bir şeymiş demokrasi?

Üzücü olan, varolan beceriksizliğin ve karmaşanın geçmeyecek olmasına olan inancım. Gün gelir, devran döner, hakim suçlu yer değiştirir. Ama kafalar değişmedikten, olaylar netleşmedikten sonra. Darbecileri yargılayın. 12 Eylül nasıl oldu, bir ilmek ilmek işleyip öğrenemedik. Bilseydik işte o zaman önlerdik darbeleri.

Ergenekon adını kirlettiniz. O bizim destanımızdı. Yüce dağlar arasında çıkışımızdı. Bizi tekrar dağlara hapsetmeye kimsenin gücü yetmez. Geçse de yolumuz bozkırlardan denizlere çıkar sokaklar...

Mart 28, 2009

Kurtarılamıyoruz...

Bir kez daha bu ülkede devlete güven olmaz duygumuz pekişti. Dağda bir başımıza kalsak, kurda kuşa yem olacağız gözüken o. Yerimiz bulunamayacak, yardım gelmeyecekmiş. Zor. Düşünüyorum da karın ortasında, bir şekilde ben olsam gelirler diye beklerim. Umudum bitmez. Kronik iyimserim ben, bekler de beklerim artık. Ekşi sözlükte yazılanları okudum biraz önce. Sivas katliamından bahsedilmiş uzun uzun. Otelden kurtulmaya çalışan, yangından kaçmaya çalışan insanları düşündüm bir de. Devlet gelecek bekleyin! Ama o sırada yan binada büyük birlik partisi o insanları almadığı gibi itmiş. Bu ne yaman çelişki anne? İlahi adalet filan demişler. Bilmiyorum. Hitler ölünce merhumum hataları vardı ama yanarak ölmesi fenaydı mı demek lazım? Belki. Sevenleri var biliyorum. Öte yandan... Keşke içimize sinen yargılamalar olsaydı. Detaya girmek istemiyorum. Hiç kimsenin düşmanımın dahil ne kendini yakarak, ne de donarak, ne de bir kazada ölmesini istemem. Eğer suçluysa adaletin karşısında cezasını çekmeli. (Bedelleri ödemek asla mümkün olmasa da) En azından suçun varlığının belirlenmesi gelecek için umuttur. "Adding insult to injury" diye bir laf vardır. Yaraya bir de aşağılama eklemek anlamına gelir.

Birileri ilahi adalet demiş. Dünyevi adalet bu topraklara uğramadığından mı?

Yapacak bir şey yok.

Allah'a havale ediyoruz.

Şubat 25, 2009

Bugünlerde.

Zaman zaman insanın moralleri çöküyor. Olumsuzluklardan bahsedesim yok, o nedenle yazamıyorum. Geçen Candan Erçetin'in bir şarkısını dinledim. Şarkıda anlatılan ruh hali kaçımızda var? Neden var? Belirli bir eğitim grubunda ve düşüncede olanlar bu ülkede kendini öksüz hissediyor. Yorgun hissediyor. Artık susma yorgun demokrat tadında bile değil. "Karışmış çoluk çocuğa geçim derdinde demokrat!"Yok daha beter. Ben en iyisi şarkınnın sözlerini yazayım.

Ben Kimim?
Az mıyım çok muyum?
Var mıyım yok muyum?
Ben neyim?
Masal mıyım gerçek miyim?
Kaç mıyım göç müyüm?
Hiç miyim suç muyum?
Ben kimim?
İbret miyim cinnet miyim?
Hiçlikler içinde kanayan yürek
Yokluklar içinde savaşan beden
Boşluklar içinde karışan zihin
Güçlükler içinde değil miyim?
Yoksa Yoksa
Her ihanete akıl erdiren
Her cehalete kılıf uyduran
Her esarete fiyat biçtiren
Sen değil de ben miyim?

Geçimsizim bugünlerde
Kimsesizim bu yerlerde
Değersizim bu ellerde
Çaresizim doğduğum yerde
Gölgesizim her gün her yerde

Ses miyim sus muyum
Sis miyim pus muyum
Ben neyim

Deha mıyım Heba mıyım

Ak mıyım pak mıyım
Al mıyım Sat mıyım
Ben kimim

Yarar mıyım ziyan mıyım

Yalanlar içinde doğruyu bulan
Cayanlar içinde sözünde duran
Satanlar içinde ayak direyen
Yananlar içinde değil miyim

Her adalete duvar ördüren
Her cesarete kilit vurduran
Her asalete boyun eğdiren
Sen değil de ben miyim

Geçimsizim bugünlerde
Kimsesizim bu yerlerde
Değersizim bu ellerde
Çaresizim doğduğum yerde
Gölgesizim her gün her yerde

Çok onikiden vurmuş bazı duyguları. Karamsarlık, depresyon, kimsesizlik. İlkeli olmanın geçimsiz olarak adlandırılması. Bilgiye, doğruya değil sürgit manipülasyona değer verilmesi. Birilerine yazık oluyor çok fena.

Yalnız bu hallerde olmak doğru değil. Derhal çıkıp sokağa karışmak gerek. Susmamak, suspus olmamak. Morali bozmamak. Tevrat'ı açın okuyun. Bundan üç bin yıl önce, iki bin beş yüz yıl önce, aman bakanlar rüşvet alır, çocuklar ana baba sözü dinlemez diye şikayet ediyorlarmış. Demek istediğim... Tarih geriye sarıyor. Başa sarıyor, ileri atıyor. Soldan sağa, sağdan sola. SAvruluyoruz, büyük dengeler karşısında aciziz. Konjektür mü desem, o anki genel geçer fikirler mi? Sibiryadan gelen soğuk hava dalgası gibi bazen. Yanlış zaman, yanlış yer. Tabi palto giymek lazım o ayrı. Ama morali çok bozmamak gerek.

Öyle işte. Kış bi geçse...

Şubat 01, 2009

Issız Adam ve Canım Ailem

Farkettiniz mi bilmiyorum. Canım Ailem dizisinde, Halim ve nişanlısı sinemaya giderler. Dönüşte sorarlar nasıldı film. Halim: "Adam gezdi, gezdi, gezdi kızzzlaa sonracıımaaa dolmasını yiyemeden bıraktı gitti". Gülmekten öldüm. Ohh be dedim içimden. Halim "Issız Adam"ın antitezidir. Yine de yaranamamaktadır o ayrı.
Canım Ailem, detaylara dikkat!

Ocak 29, 2009

Bekle Bizi İstanbul...


İnsan yazmadıkça yazası kaçıyor.

Gündem çok tatsız, bakasım gelmiyor. Ne Gazze, ne Ergenekon.

Bugünlerde TVde Kılıçdaroğlu'nu görmekten mutluyum. Neden bilmiyorum onu gördükçe hoşuma gidiyor. Aslında neden biliyorum. Üslubu yüzünden. Başbakanın het höt hallerinden gına gelmiş. Ya da Melih Gökçek hallerinden. İncelikli, esprili, geri adım atmayan ama sinirlenmeyen, öfkelenmeyen, kabalaşmayan birilerine hasretmişiz. Bir de ne dediği çok anlaşılıyor. Çok net, tak hedefe. Sakin sakin. Vallahi rol modeli olarak almak istiyorum kendisini ama benim yaradılışım öyle değil. Daha bir esip gürleme tavırlıyım belki ondan Kılıçdaroğlu'nu beğeniyorum. Asarım keserim tavırlarına alternatif, sakin ve zeki yorumlarla iş yapılabileceğinin ispati gibi. Belediye başkanı adaylığını duyunca üzülmüştüm ilk anda. Ama şu anda keşke seçilse diyorum. Başka bir resim görsek bu defa. Farklı bir üslup görsek... Güvendim ve inandım ona. Söylediklerinin arkasında ve titiz bir insana benziyor.

İstanbul tuhaf şehir. Renk renk. Çeşitli kokular arasından yürüyorsunuz. Diyelim Cihangir'de oturuyorsunuz. Sabah kahvaltıya kalktınız, bir yerlerde yediniz. Yürüye yürüye Karaköy'e indiniz. Ordan Galata'ya geçtiniz. Köprüde durup dinlendiniz. Ayaklarını sizi Sultanahmet taraflarına götürdü. Giderken çarşının içine düştünüz, bir cümbüş. Turistler, alışveriştekiler. Kalabalık. Sonra Sultanahmet dolaylarında acıktınız, bir yere oturdunuz. Bir günde yürüye yürüye kaç ülke görmüş gibi oldunuz? Kaç medeniyetin izleri? Cihangir, İstiklal ve tarihi yarımdada ne zaman gezseem kendimi hep hayaletlerle kolkola hissediyorum. Hele Sultanahmet'te... Kemal Tahir'in Esir Şehrin Mahpusu kitabında anlattığı bir sahne vardır. Abdulhamite karşı bildiri dağıtıyorlar üç dört koldan cuma namazı sırası. O aklıma gelir. Neleri göze alıp dağıttılar o bildirileri. Karşıda Ayasofya. Kimlerden kalma ve ne dönüşümler geçirmiş. Nerde o sahipler. Mal da yalan, mülk de yalan. Gel biraz da sen oyalan durumları.

"boşuna çekilmedi bunca acılar istanbul
bekle bizi
büyük ve sakin süleymaniyenle bekle
parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
mavi denizlerine yaslanmış
beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
ve bir kuruşa yenihayat satan
tophanenin karanlık sokaklarında
koyunkoyuna yatan
kirli çocuklarınla bekle bizi
bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
bekle dinamiti tarihin
bekle yumruklarımız
haramilerin saltanıtını yıksın
bekle o günler gelsin istanbul bekle
sen bize lâyıksın"

Vedat Türkali

Ocak 13, 2009

Ergenekondan Çıkarken...

Fazla söze gerek yok.
Sizlere Aysema Öğretmenin yazısını öneriyorum.


Yanarım, yanarım!
Pardon diyeceklerinize...
Suçsuz yere hapislerde çürüteceklerinize...
Atatürk Türkiyesinden yana olmaktan başka suçu olmayanlara...
Gerçek Atatürkçülere...
Yanarım.

Yoksa:

"İnanın Mustafa Kemaller Tükenmez!"

Ocak 11, 2009

Aşkla Sana.

alnını
dağ ateşiyle ısıtan
yüzünü
kanla yıkayan dostum
senin
uyurken dudağında gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
şimdi dingin gövdende
uğultuyla büyüyen sessizlik
birgün benim elimde
patlamaya sabırsız mavzer olsun

başını omzuma yasla
göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun

söyle bana ey
ölümün açıklayıcı pervanesi
hangi yavru tek başına yiğittir
hangi yangın bir başına söndürülür
ah herkes susuyor
hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladım dostum
ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar
bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
hayatın ateş renkli kelebekleri
bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
ah herkes mi susuyor

bağırsam içimdeki dehşeti
hırsım deler mi toprağı
beni
acısıyla onduran
dostumu
aşkla vurduran hayat
sana
yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
dünyanın yeni baharına
çatlarken kadim güneş
bağrım delinirken fidanların kanıyla
anamın doğurgan karnıdır diye
sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye
dostumun üretken gülüdür diye
sana bağlandım
sana sarıldım

beni umutsuz koma
tarihle avutma beni
çünki aşkla sınanmışım sana
sana yangınla, suyla, ateşle
ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
ey yaşarken kanayan acı
şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
yapraksız bir ölümün anısı için
körpecik kuzuların derisi için
beni tarihle avutma
umutsuz koma beni

akıtsam deliren sevdamı
köpürür mü hayatı besleyen su
ey benim
yedi başlı kartalım
her başını
bir dağ başlangıcında koyanım
senin
böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
bizim aşkımızı solduranların korkusu
çünki elbette bir su
kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
artık ırmak mı ne denir
işte devrim
ona benzer bir akışın hızına denir

yarın ne olur bilirim ben
bahar gelir, otlar büyür
ölüm de yapraklanır
bir dağ bulur uzun uzun bakarım
bir çam ağacı gölgesi
güzel kokular veren
bir damla güneş görünce
sana da gülümseyeceğim yarın

şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
yarın yeni bir yeşillik büyüyecek


Arkadaş Zekai ÖZGER

Ocak 08, 2009

Free Free Palestine - Come and Stand at Every Door



The Dead Little Girl

It is me knocking at your door
- at how many doors i've been
But no one can see me
Since the dead are invisible.

I died at Hiroshima
that was ten years ago
I am a girl of seven
Dead children do not grow.

First my hair caught fire
then my eyes burnt out
I became a handful of ashes
blown away by the wind.

I don't wish anything for myself
for a child who is burnt to cinders
cannot even eat sweets.

I'm knocking at your doors
aunts and uncles, to get your signatures
so that never again children will burn
and so they can eat sweets


Nazım Hikmet

-----------------------------

Kız Çocuğu

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin,
şeker de yiyebilsinler.

Nazım Hİkmet

Aralık 27, 2008

Free Free Palestine - Filistine Özgürlük!


Ne denebilir ki? Elektriksiz, susuz, güvensiz. Ölümler, kıyım.

Filistin Günlüğü

Bana ılık rüzgarları gönderin

Tel örgüler ardına

Sevgilinin gözlerinde
Benim olsun
Yağmur damlaları mavisi

Yeşile mahkum edin bozkırı
Boy atsın sevda

Bana bir türkü söyleyin
Yarınlarıma uzansın, uzansın...

Tel örgüler ebem olsun
Doğursun hasretimi
Ağlamasın çocuklar
Çocuklar ağlamasın

Sözüm var
Beyrut sokaklarında öldürün beni

Her sabah saat beşte öldürün beni

Sözüm var
Beyrut sokaklarında yaşatın beni

Grup Yorum