Uzun zaman olmuş burada yazmaya başlayalı. Ne zamandır aklımda bir yazı var yazamadığım.
Geçen günler Kara Kitap'vari kurmaca öyküsüne döndü. Sanki birileri onu okumuş ve gazete küpürlerinden şifreler kurmuş, her yüzde mana görür olmuş. Sanki işgal altındayız, telefonlar dinlenir, kayıtlar yayınlanır, dijital günlükler çağı. İnanç bilginin önünde. Suçlu demek suçluluğa yeterli. Daha "ya bi durun nasıl yani" diyene kadar "vay sen darbeci misin" hem suçlu, hem güçlü. Rus işgali altında Çekoslovakya'yız sanki, "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" romanın sayfalarını çeviriyorum. Dinlenen telefonlar. Fişlenenler, izlenenler. Kocaman bir çorba dava. Şark usulü kat içine biraz da karabiber kat, aşüre pişir, biraz da un, biraz da soğan. Biraz okumuşlardan kat, nasıl olsa ne dediklerini anlamıyoruz. Biraz suçlulardan kat, şaibeli dönemlerden kat ki, sadece yaş olursa yanmaz odun. Kuruları da sokalım, yaşları da. Bu bezmiş, bu baymış halka da anlatalım bir demokrasi masalı. Aslında Irak'lılara da sormak lazım nasıl bir şeymiş demokrasi?
Üzücü olan, varolan beceriksizliğin ve karmaşanın geçmeyecek olmasına olan inancım. Gün gelir, devran döner, hakim suçlu yer değiştirir. Ama kafalar değişmedikten, olaylar netleşmedikten sonra. Darbecileri yargılayın. 12 Eylül nasıl oldu, bir ilmek ilmek işleyip öğrenemedik. Bilseydik işte o zaman önlerdik darbeleri.
Ergenekon adını kirlettiniz. O bizim destanımızdı. Yüce dağlar arasında çıkışımızdı. Bizi tekrar dağlara hapsetmeye kimsenin gücü yetmez. Geçse de yolumuz bozkırlardan denizlere çıkar sokaklar...